Ortaklaşa Proje Geliştirmek
Bir kaç gün önce Samet Güngören'den bir e-posta aldım. Samet arkadaşlarıyla beraber projeler geliştirirken (bilgisayar üzerinde), projenin gelişimini kolaylaştırsın diye yazdığı CodEro adlı programı tanıtmış.
Programdan kısaca bahsedeyim. Projenin dosyaları internet üzerinde tutuluyor. Program bu dosyalara evinizden ulaşmanızı, dosyaları düzenledikten sonra yine aynı yerde depolamanızı, ve yapılan değişikliklerden diğer kullanıcıların haberdar olmasını sağlıyor.
Benim bu yazıda anlatacağım da bu programa neler eklenebileceği. Böyle bir programın şablonu ne olmalı gibi soruları madde madde cevaplamaya çalışacağım. Kendimce ve tartıştığım konuyu tartıştığım kişilerce.
Program mı olmalı yoksa web sitesi mi?
Öncelikle program diyoruz ama bir program olmasına gerek olmayabilir. Bir internet sitesi daha kullanışlı olabilir. Mesela DropBox'un web arayüzüne benzer bir arayüz kullanılabilir.
Buna benzer bir diğer sistem olarak da METU Online diyebilirim. Ders notlarına ulaşmak, aynı dersi alan diğer öğrenciler ve hocayla iletişime geçmek, sınav sonuçlarını görmek ve ödev teslim (upload ederek) etmek vb için kullanılan bu servisin benzeri, ortaklaşa proje geliştirmek için de kullanılabilir.
Etiketler:
Yalan Söylediğimi Söyler Miyim?
Bu sefer yazacağım fikir kısa bir hikaye. Bir dizinin veya filmin kısa bir parçası olabileceğini düşündüğüm kısalıkta ve asıl adamı doğru kişi oynadığında gerçekten izleyenleri güldürebilecek olan bir hikaye. En azından ben öyle olduğunu düşünüyorum. Neyse hikayeye geçelim:
Hikaye bir havalimanında başlar. Üç kişilik bir bank vardır ve adamımız bakın ortasındaki oturakta oturmaktadır. Solundaki oturak boştur, sağındaki oturağa da eşyalarını yığmıştır. Bir bavul, bir küçük valiz ve hepsinin üzerinde belirgin halde duran kırmızı bir hamburger paketi.
Bir iki saniye sonra adamımızın telefonu çalar. Açar, arayan yakın bir arkadaşıdır. Havadan sudan konuşmaya başlarlar.
Derken bir başka adam gelir. Adamımızın sağındaki eşya dolu oturağa oturmak istediğini belirtecek bir şekilde eşyaları gösterip; bunlar sizin mi der.
Adamın niyeti açıktır. Oraya oturmak istiyordur ve eşyaların çekilmesi gerekmektedir. Ama sol bank boştur ve adam sağ banka oturmak istemiştir.
Bankta oturmakta olan adamımız da durumu tersler. Telefonda konuştuğu akadaşına bir dakika der eşyalarını sol yanındaki oturaya yığar, bu sırada surat ifadesinden adama gıcık olduğu anlaşılabilmektedir. Eşyaları sol yanına yığdıktan sonra, adama buyrun der ve konuşmasına devam eder.
Telefondaki konuşması birden garipleşir, şaşkınlık belirir. Karşısındaki kişinin birisine yalan söylediğini ve sonra gidip yalan söyledim dediğini öğrenir. Belki çok fazla tepki verilmeyecek birşey olabilir bu ama o adam için bu olamaz birşeydir ve neredeyse karşısındakini aşağılamaya başlar. Onunla alay edercesine konuşur.
Adamın karakterini How I Met Your Mother'daki Barney Stinson'a benzetebiliriz.
"Yalan söyleyeceğim ve sonra gidip kusura bakma ben yalan söyledim mi diyeceğim?" şeklinde bir cümle kurar ki, bir adam daha gelir.
Bu adam da, bir önceki adamın yaptığı gibi eşyaları gösterip oturmak için izin ister gibi bunlar sizin mi diye sorar.
Evet derse eşyalarını yere koyması gerekeceğini düşünür. Ayrıca yere koysa da bankın ortasında oturan bir kişi olarak bunu istemeyecektir.
Çok kısa bir düşünme sürecinden sonra hayır, kimin olduklarını bilmiyorum der ve hiç umrunda olmayan bir halde telefonu kulağına tekrar dayayıp konuşmaya devam eder: Yalan söyledim kusura bakmayın aslında ben ha..
Az önce gelen ve eşyaları soran adam iyi öyleyse der; bankta oturan eşyalarının en üstünde duran ve albenisi olan hamburger poşetini alıp ilerlemeye başlar.
Bir elinde telefon, giden adamın arkasından bakakalan asıl adamımız, gidip poşetini geri almak ister. Ama yalan söyledim diyemeyecektir. Olduğu yerde, sadece kendi duyacağı sesle ve umutsuzca Yalan söyledim benim onlar diye tekrar etmeye başlar, sesi sürekli azalır.
Bu sırada kucağına düşmüş elindeki telefondan da bir iki ses duyulur ve hikaye biter.
Etiketler:
Yağ Dolum İstasyonu
Küçük mahallelerde deterjancılar vardır bilirsiniz. Hanımlar deterjanı marketten almazlar, verirler çocuğun eline bidonu, yollarlar deterjancıya. Deterjancıda bir sürü varil vardır hepsinde de ayrı bir renk deterjan.
Deterjanı marketten değil de buradan almak daha ucuza gelir, ki deterjancılar da bu yüzden tercih edilir.
Hüsamettin Köse'nin bizimle paylaştığı bu fikir de buna benzer birşey. Mahallerlerde kurulabilecek yağ dolum istasyonları. Ben de fikri Hüseyin'in paylaştığı gibi anlatayım:
Sizinle paylaşmak istediğim bir iş fikri var. Bütçem kısıtlı olduğundan hayata geçiremiyorum.
Biliyorsunuz hemen hemen her evde çesitli gramajlara sıvı yağ kullanılmakta. Bu bütçe ve damak çeşitliliğine göre ayçiçek veya zeytin yağı olabiliyor. Tabi sizde biliyorsunuz ki bittikten sonra gidip marketten yenisi alınıyor.
Tam bu aşamada benim fikrim ortaya çıkıyor. Tıpkı benzin istasyonlarında, araba depolarının dolumu gibi, yağ dolum istasyonlari kurmak. Abartmak gibi olmasin ama her mahalleye bir, büyüklüğüne göre iki dolum istasyonu. Hatta bunun için kimi marketlerin uygun kısımlarına dolum pompası dahi eklenebilir.
Sağlık Bakanlığından veya iligili mercilerden dolum istasyonunun hijyenik olduguna ve gerekli durum tespitine dair ruhsatlar alındıktan sonra yapılması gereken iyi bir reklam.
Özellikle Türkiye gibi nufusun büyük bir çoğunluğunun alt ve orta gelir grubuna sahip ülkelerde bu tip işlerin ister istemez trend olacağını tahmin ediyorum.
Bugün ülkemizin hemen hemen her şehrinde, ilçesinde ve hatta caddelerinde "minyatür market" denilecek tarzda büfeler var. Ve bunların kurulum masrafı öyle çok da abartılı bir mebla değil. Buradan bahisle, bu tip yağ dolum istasyonlarının kurulumu için de cok fazla bir maliyet gerekeceğini sanmıyorum. Kaba bir hesaplama ile 8-10 bin TL. Ama sonrasında sürekli bir gelir. Üstelik istasyon sayısını arttırmak veya evlere bizzat servisle dolum yapmak gibi bir hizmet ile de kazanç katlanabilir.
Bu fikri ben bütçem el vermediginden ötürü uygulayamıyorum. Paylaşıyorum ve umuyorumki gercekten ticari kaygıdan ziyade, insanımıza hizmeti kendine ilke edinmiş bir girişmci ruh bunu hayata geçirsin. Çünkü inandığım birşey var ki, insanların gözlerine hitap edenler gönüllerine hitap edebilecek donanımda oldukları müddetçe korkacak hiçbir şey yok.
Etiketler:
Buzluk Rafı
Arkadaşlarıma buzdolabında, buzluğun yeri sizce neresi olmalı diye sordum; üstte mi, yoksa altta mı? Birçoğu altta olması benim için daha iyi dedi. Çünkü fazla kullanmıyorlarmış ve buzluk üstte olunca üst rafın kullanımı kısıtlanıyormuş.
Tabiki buzluğun yeri yukarısıdır, en kullanışlı olduğu yer orasıdır diyenler de oldu.
Ben de dedim, madem bu kişiden kişiye değişen bir şey; isteyen buzuluğunu istediği yere koyabilse güzel olur:
Çift kapılı buzdolapları için geçerli değil dediğim, tek kapılı olanlar yani buzluk için ayrı bir kapı olmayanlar için geçerli.
Buzluğu bir raf gibi düşünün, kutu şeklinde bir raf gibi. Kullanmak istediğiniz yer neresi ise, alıyorsunuz ve oraya koyuyorsunuz. İster buzdolabının en altına, ister en üstüne veya meyveliğin üstüne. Amaç, herkes buzdolabını istediği gibi kullanabilsin, ve buzdolaplarının kullanışlılığı artsın.
Yapılabilir mi, yoksa çok mu uçuk bir fikir diye biraz düşünüdüm. Bizim yurt odasındaki buzdolabını açıp baktım. Buzluk yaklaşık altı vidayla duruyor, ve buzluğa giden bir de kablo var. Resimlerini de buraya koydum.
Biliyorum son paragrafım biraz düz mantık gibi duruyor. Ve tabi ki buzluğu raf haline getirmek, yalnızca bu vidalardan kurtulmak demek değil. Ama yapılamayacak birşey olduğunu da düşünmüyorum. Üstelik de kullanışlılığı artıracaksa yapılmalı diye de düşünüyorum.
Etiketler:
Patent Almak Nedir?
Bir fikriniz var ve bunu gerçekleştirmek istiyorsunuz. Hatta fikriniz üzerinden iş kurmak istiyorsunuz. Bu durumda en büyük korkunuz, fikrinizin başkaları tarafından çalınması olur. Bunu önlemenin en güzel yöntemlerinden birisi de patent almaktır.
Bu yazıda kendi patent alma maceralarımdan doğan tecrübeleri paylaşmak istiyorum.

Patent ile fikirlerinizi nasıl koruyabilirsiniz?
Patent alarak fikrinizi, sizin izniniz olmadan uygulamak isteyen herkesten koruyabilirsiniz. Ama bu korumanın bazen yanlış anlaşıldığı olur.
Öncelikle patent almak, fikrinizi dünya çapında koruma altına almak değildir. Yalnızca Patent Anlaşmasına tabi olan ülkeler içinde koruma talep edebilirsiniz. Ve yine bir fikrin patentini almak, fikrinizi patent anlaşmasına tabii olan bütün ülkelerde korumak değildir.
Hangi ülkede koruma istiyorsanız o ülkeler için başvuru yaparsınız.
Dünya patenti diye birşey yoktur. Patentler ulusaldır. Eğer birden fazla ülkede patent almak isterseniz, uluslar arası başvuru sistemleri kullanılsa dahi her ülkeye tek tek başvuruda bulunmanız gerekir.
Birden fazla ülkede patent almak isterseniz, patent ofislerinin size verdiği rüçhan yani öncelik hakkını da kullanabilirsiniz: Önce bir ülkede başvurunuzu yaparsınız, bu başvuru sırasında diğer ülkeler için öncelik hakkını talep edersiniz. Bu durumda sizin öncelik hakkınız olan bir ülkede, başka birisi sizin fikrinizi patentleyemez. Tabiki öncelik hakkının iki yıl gibi bir süresi var. Bu süre içerinde öncelik hakkınız olan ülkelerde patnet haklarını almalısınız.
Ayrıca doğrudan Avrupa Patent Ofisine de başvurabilirsiniz.
Nelere patent alabilirsiniz?
Birçok fikrinize patent alabilrsiniz. Yalnız patent alabilmeniz için, fikrinizin buluş kapsamına girmesi gerekir. Buluş kavramını/kapsamını daha iyi anlatmak için aşağıdaki listeleri kullanalım.
Etiketler:
Işık Küreleri ile Havuz Işıklandırma
Bu fikri Aksel Gökdere bizimle paylaştı. Yeni bir havuz ışıklandırma sistemi fikri.
Suyu ışıklandırmak ve onda bir renk uyumu yaratmak, dalgalarla renkleri karıştırmak. Bunlar gördüğünde insanın içini açan güzel şeyler. Ve tabiki havuz ışıklandırma sistemlerinin yapılma amacı. Baktıklarında insanlara hoş bir görüntü sunmak.
Günümüzde kullanılan sistemleri düşünürsek, hepsi havuzun içine konmuş spotlarla çalışırlar. Havuz suyunun dalgalanmasıyla ışıkları da dalgalanır ve bir ahenk oluşur.
Aksel'in aklına gelen fikirdeki havuz ışıklandırma sistemi ise biraz daha farklı. Havuzun duvarlarında duran spotlar yok. Suyun içinde duran ışık küreleri var. Şarjla çalışan, ve suyla eşit yoğunlukta olan küreler bunlar. Bıraktığınız yerde kalıyorlar ve oradan mavinin, kırmızının en tatlı tonlarını her yöne, güçle yayıyorlar. Suyun dalgası onların ışıklarının ahengi oluyor. Hatta belki renkleri ve şiddetleri bile belirli aralıklarla değişiyor.
Çok güzel bir fikir bu. Hem görsel, hem de basit bir fikir.
Avantajları neler olur?
Havuzun içine spot sistemi döşemek, havuz inşa edilirken yapılacak birşeydir. Sonradan değiştirmek istense masrafı büyük olacaktır. Tamiri ve bakımı da ayrı bir sorundur.
Işık küreleriyse, istediğiniz zaman yenisini alabileceğiniz, şarj edip tekrar tekrar kullanabileceğiniz küçük küreleridir. Ne üretimi, ne de ürünü çok pahalı olmayacaktır. Hatta belki farklı amaçlar için bile kullanabilirsiniz, mesela akvuyumunuz için. Hatta bahçenizin çimlerine belirli aralıklarla koyup orada da bir renk coşkusu oluşturabilirsiniz.
Yapılması için ne lazım?
Su ile eşit yoğunlukta olan ışık küreleri. Böylece küreler suda nereye bırakılırsa orada durabilecek.
Belki yoğunluğun çok az miktarlarda değiştirilebilir olması da gerekebilir. Bu da tahminimce bir vidaya bakar; içerideki gazın hacmiyle oynayıp yoğunluğu değiştirebilen bir vida.
Ayrıca bu küreler şarj edilebilmeli yalnız şarj deliklerine su kaçıp bozulmamalı. Bunun için de şarjlı diş fırçalarında kullanılan şarj sistemi kullanılabilir. Basitçe: bir bobinine verilen elektriğin oluşturduğu manyetik alanı, diğer bobinin tekrar elektriğe dönüştürmesi. Bu sayede, herhangi bir metalle temas olmadan şarj etmek mümkün.
Umarım bu fikir hayata geçme şansı bulup, bizi ışıkla tekrar tanıştırabilir. Ayrıca siz de fikirlerinizi paylaşmak isterseniz, benim fikirlerim de yayınlansın derseniz, Fikrini Paylaş sayfasını kullanabilirsiniz.
Etiketler:
Kopyalar
Bu fikir bilgisayar dersimiz sırasında aklıma geldi, yine bir probleme karşı bir çözüm yolu. Yalnız bu sefer çözüm yoluyla beraber, çözümü de yazının içinde. Önce problemi anlatayım:
Hoca konuyu örneklerle anlatır, bunu da kendi bilgisayarının ekranını projektöreden tahtaya yansıtarak yapar. Ders bitince üzerinde konuyu anlattığı dosyaları, ve diğer örnekleri öğrencilere dağıltmak ister. Ama genellikle yapamaz. İşte problem burada.
Dosyaların boyutu e-posta için pek de ufak olmayabilir ki birçok üniversitenin düzenli bir e-posta sistemi yok, ayrıca o kadar öğrenciye e-posta ile dosya yollamak az bir zaman değil.
İsteyen ofis saatlerimde usb belleğiyle gelip dosyaları benden alsın der, veya şu arkadaşınıza verdim ondan alın.
Çözüm yolu
Benim düşündüğüm çözüm yolu, kopyalama işlemini hızlandıracak bir windows programı:
Programı çalıştıracaksınız, kopyalanmasını istediğiniz klasörü seçip, başlat butonuna basacaksınız ve program hazır bir şekilde bekleyecek. Ne zaman ki bilgisayara bir usb bellek takılacak, seçilen klasörü o usb belleğe kopyalayıp, belleği sistemden güvenle kaldıracak, sonra da sıradaki kişinin usb belleğini isteyecek. Yani ard arda kopyalama işlemi yapacak.
Bu sayede hocanın dersi anlattığı bilgisayarda programı çalıştırması, öğrencilerin dosyaları edinmesi için yeterli olacak. Üstelik bilgisayarın başında kimsenin durmasına dahi gerek olmadan. Otobüse binerken akbil basmak gibi; sınıftan çıkarken belleği bilgisayara takmak, ve işlem bitince çıkartıp gitmek.
Çözümü: Kopyalar
Yazının başında belirttiğim gibi bu yazıda çözüm yoluyla birlikte çözüm de var. Fikir aklıma geldikten sonra elimden geldiğince programı yazdım. Adını da Kopyalar koydum. Kurulum gerektirmeden çalışabiliyor.
Kopyalar'ı indir Kopyalar'ın sayfasına git
Yazını buradan sonrası kopyaların resimini içermektedir. Ayrıca programı kendisi de yazmak istyeyen olursa, yazarken karşılaştığım sorunları ve tavsiyelerimi paylaşıyorum.





Sağlık Bakanlığından veya iligili mercilerden dolum istasyonunun hijyenik olduguna ve gerekli durum tespitine dair ruhsatlar alındıktan sonra yapılması gereken iyi bir reklam.



