Destek Ol Eklentisi
FikirBulutu'nun amacı fikir paylaşmak. Tabi bu fikirler yalnızca bir yazı olarak durursa saçma olur. Bu yüzden yayınlanan fikirleri gerçekleştirebilecek kişilere mümkün olduğunca ulaşmaya çalışıyorum. İşte bu konuda, tavsiye et gibi bir eklenti düşündüm.
Peki bu eklenti ne yapacak?
Arkadaşına gönder olayını bilirsiniz. Yazının hemen altında durur. Eğer o yazıyı beğenir, bir arkadaşınızla paylaşmak isterseniz; isminizi ve arkadaşınızın e-posta adresini yazıp onaylarsınız, arkadaşınıza sizin adınıza düzenlenmiş bir e-posta gider. Ben bu yazıyı beğendim, senin de beğeneceğini düşündüm, bir göz atıver gibisinden birşeyler söyler.
İşte bu eklenti de buna çok benzer birşey yapacak. Karşı tarafa sizin adınıza düzenlenmiş bir e-posta atacak, yalnız burada göndereceğiniz kişileri siz seçmeyeceksiniz, yazıyı yazan kişi önceden seçmiş olacak. Mesela FikirBulutu için, fikri hayata geçirebilecek kişi ve kurumların e-posta adresleri olacak.
Tamam butonunu tıkladığınızda da, o -posta adreslerine bir -posta gidecek. Diyecek ki:
Ben burada anlatılan fikri beğendim, hayata geçmesini de istiyorum. Bu e-postayı da size o nedenle gönderdim, çünkü siz bu fikri hayata geçirebilirsiniz. İlgilenir ve üzerinde düşünürseniz sevinirin.
Tabi farklı amaçlar için de kullanılabilecek bir eklenti olacaktır. Mesela Selim Abi bize kitap yazsın kampnyası vardı.
Eğer yardım etmek isteyip de bu eklentiyi yazmak isteyen olursa, FikirBulutu'nda drupal kullanıldığını hatırlatmak isterim. Tabi wordpress için de olsa, eklentinin yazılması bizi mutlu edecektir.
Etiketler:
Pilsiz Çalış Butonu
Birçok kişi dizüstü bilgisayarını, pilini çıkartıp fişe takarak kullan diyor. Pilin ömrü uzuyormuş. Ben görmedim ama bilgisayar dergilerinde rastlanan bir bilgiymiş bu. Hatta teakolikte de buna değinen bir yazı var, uzun süreli kullanımlarda pili çıkartmanın iyi olacağını söylüyor.
Bilmiyorum bilgisayar üreticileri de bu bilgiyi destekliyorlar mı ama benim bu konuyla ilgili bir fikrim var:
Basit bir fikir bu, bir buton fikri. Dizüstüler için pili kapat veya pil yokmuş gibi davran butonu. Bu buton aktif olduğu sürece pil ne şarj olacak ne de dizüstü pilden çalışacak. Bu sayede pil çıkartma derdi ortadan kalkmış olacak.
Pili çıkartıp, içine toz kaçırarak çalışmamasına neden olma sorunu olmayacak.
Ayrıca benimki gibi bazı dizüstü bilgisayarların yere tutundukları ayakları pilin üzerindedir. Böylece onlar pilsiz çalışırken yere daha sağlam basabilecekler.
Etiketler:
Böyle Açınız
Çok sık görürüz böyle açınız resimlerini. Kullanım kılavuzlarının ilk sayfalarında veya doğrudan açacağımız kapağın üzerinde. Bu yazıdaki fikir de bir böyle açınız resmi.
Sürülerek açılan kapaklar için (Genellikle pil yuvasının kapağı) aşağıda sağdaki resim kullanılır. Önce aşağı doğru bastırın, sonra kendinize doğru çekin demektir bu. Yazı ile de yazılır.
Benim aklıma gelen ise, aşağıda soldaki resim. Kapağı açmak için kendinize doğru sürünüz demenin başka bir yolu.

Resim acemice çizildiği için bir miktar hayalgücü ile daha güzel görünebilir.
Etiketler:
Artık Drupal ile..
FikirBulutu adlı bu hikaye bir sene önce başladı ve başlangıçta; ne bir iletişim formu vardı, ne hakkında sayfası ne de RSS yayını. Hatta yorum yazma formu dahi yoktu. Tek bir amaç vardı: Fikir paylaşmak.
Bir iki ay sonra Wordpress sahiplendi yeni fikirleri. Hedef de büyütmüş: Paylaşılan fikirlerin hayata geçtiğini görmek. Ayrıca FikirBulutu (Yenibirfikir.net)'in gelişimi de wordpress üzerinde oldu. Fikrini Paylaş sayfasına kavuştu. Temasının ana hatları belirlendi. Ve en önemlisi takipçileri oldu. Ama gelişmelerle dolu bir yıl Wordpress'i çok yıprattı. Her ziyarette daha fazla çökme riski taşır hale geldi.
Şimdi ileriyi düşünmek, yazıları düzgünce arşivlemek ve belki de çok kullanıcılı bir sistem için adım atmak gerekiyordu. Yani daha oturaklı bir içerik yönetim sistemi gerekliydi ve Drupal çözüm oldu.
Böylece FikirBulutu:
Bir logoya,- Yeni renklere,
- Çok daha iyi bir yorum sistemine ,
- Ayrıntılı bir arşiv sayfasına,
- Ve bu listeyi uzatmaya değmeyecek kadar ayrıntı olup, bir o kadar da önemli özelliklere sahip oldu.
Malesef temanın ikinci düzenlemesinde logodan vazgeçmek zorunda kaldım ama belki bir gün geri gelir.
Etiketler:
Karınca İşlemcisi - 5
Sanırım üçüncü haftanın içerisindeydik. Çalışmalar hala problemin nasıl aşılacağına çözüm getirememişti. Bu sarı karıncalar niye farklı davranıyor, kime hizmet ediyordu, hala bulunamamıştı. Ayrıca geçen süre içerisinde hem bilim adamlarının araştırma yapacak kaynakları, hem de yiyecekler tükeniyordu.Bu yazı Süleyman Sönmez ‘in başlattığı yazının devamı niteliğindedir ve ilk bölümleri sırasıyla:
1. Bölüm : http://www.gunesintamicinde.com/birlesik-karinca-islemcisi 2. Bölüm : http://www.hakkiceylan.com/birlesik-karinca-islemcisi 3. Bölüm : http://www.teakolik.com/birlesik-karinca-islemcisi-3 4. Bölüm: http://blog.gazanya.com/birlesik-karinca-islemcisi-4
Derken bir öğleden sonra, dışarıda su sesinden başka bir ses duyulmaya başlandı. Sesin nerden geldiğini öğrenmek için hepimiz güverteye çıktık. Önce yaklaşan bir iki noktacık gördük, sonra helikopterler olduklarını anladık. Hemen Alev'in yanına koştum. Gözlerindeki korkuyu hissedebiliyodum ve ben de onun için korkuyordum.
15 dakika içinde helikopterler yanımıza yaklaştı. İçlerinden çıkan özel bir tim güverteyi sarmıştı. Hepimiz çok korkumuştuk, ve ben Alev'i korumak için onu arkama almıştım.
Derken hemen benim yanımda duran bir adam bana cep telefonu uzattı. Kulağıma koydum, telefondaki ses: Amacımız size zarar vermek değil, bu nedenle beylere zorluk çıkartmayın. Onlar sizi kurumuza ulaştıracak ve burada size ayrıntılı bilgi vereceğiz dedi.
Ekibimize durumu açıkladım ve timle beraber helikopterlere binip oradan uzaklaştık. Nereye gittiğimizi göremiyorduk, helikopterin camları boyanmıştı. Ayrıca adamların dilini bilmiyorduk, sanırım Fransızca konuşuyorlardı.
Yarım saat içinde yere indik, ve tim bize kapıya kadar eşlik etti. Kapı açıldığında takım elbiseli bir adam izi bekiyordu. Tim'e başıyla bir işaret verip timi gönderdi. Şimdi o adam ve biz kalmıştık.
Lütfen korkmayın, kötü bir amacımız yok dedi. Sadece akaşik kayıtları kullanmak, o kadar kolay birşey değildir. Salona geçelim size orada ayrıntılı bigli vereceğim.
O önden, biz arkasından pek de geniş olmayan bir koidorda ilerliyorduk. Yerler ve duvarda yürüyen karınca sayısı hiç de az değildi. Kısa bir zaman içinde, salona vardık. Koltuklara oturduk. Ben özellikle Alev'in yanına oturdum. Bir şeyler söyleyip onu rahatlatmak istedim ama yapamadım, ne diyeceğimi bilmiyordum.
Derken adam, isterseniz başlayalım dedi: Biz sizden üç sene önce karıncalarla iletişim kurup, akaşik kayıtlara ulaştık. Ama kısa zaman içinde sarı karıncalar ortaya çıkıp, iletişimimizi bozdu. Siz de bu sarı karıncaları biliyorsunuzdur. Diğer karıncaları korumaya çalışan, engelleri aşmaya çalışan karıncalardır.
O karıncaların tehditleri içerisinde bu gizli kurumu açmak zorunda kaldık.
Alev: Tehdit etmek ne demek, karıncalar düşünemez. Yalnızca önlerine bir problem çıkınca akaşik kayıtlara uygun olarak çözümü uygularlar dedi.
Adam Alev'in sözünü kesip: Evet düşünmüyorlar, ama bizim onları kullanmamızı bir problem olarak algılıyorlar.
Bu sefer söze ben girdim: Nasıl yani?
Adam: Şimdiye kadar birçok uygarlığın karıncalar aracılığıyla akaşik kayıtlara ulaştıklarını öğrenmiş bulunuyoruz. Fakat bu akaşik kayıtlar kullanılmaya başlandıktan sonra, insanlar düşünmeyi bırakmış. Düşünceyi oluşturabilecek tek varlık olan insanoğlu akaşik kayıtları geliştirmemiş. Bir süre sonra da; düşünmeyi bırakan insanoğlunun uygarlıkları yıkılmak zorunda kalmış.
Akaşik kayıtlar ne kadar büyürse, karıncaların problem çözme gücü o kadar artıyor. Bu durumda akaşik kayıtların tekrar duraklama devrine girmesini bir problem olarak görüyorlar ve sarı karıncalar diğer karıncaları korumak amacıyla bize düşman oluyor.
Adamın sözünü bitirmesiyle hepimiz durumu anlamıştık, istediğimize ulaşmıştık, ama hiç de mutlu değildik.
Kafamı kaldırıp Alev'e baktım. Ödevini yapmadığı için öğretmeni tarafından azarlanmış bir çocuk gibi duruyordu.
Alevi öyle görünce benim kafamın üstünde ki ampul bir anda yanıverdi. Karıncalara akaşik kayıtlar karşılığında yeni düşünceler sunmalıydık ve onlara neyi sunacağımı biliyordum.
Bu yazı asıl hikaye sahibi Süleyman Sönmez‘in Birleşik Karınca İşlemcisi isimli hikayesinden esinlenerek yazılmıştır. Yazıda anlatılan olayların gerçek kişi, kuruluş ve olaylarla ilgisi yoktur. Bu eserin tüm hakları yazara aittir. Süleyman Sönmez haricinde hiç kimse tarafından izinsiz kopyalanamaz. Yazının devamı için teklif ve önerilerinizi Süleyman Sönmez‘e bildirebilirsiniz.
Etiketler:
Buz Küpü
Geçen gün Murat Albayrak'dan Fikrini Paylaş sayfası aracılığıyla gönderilmiş bir e-posta aldım. Murat şöyle bir şey düşünmüş:
Sıcak yaz günlerinde en çok ihtiyaç duyduğumuz şeylerden biriside soğuk içeceklerdir. Ancak sıcaklığın yüksek oldugu bu günlerde içmeye başladığımız bu içeceği soğuk tutmak da bu ihtiyacın önemli bir parçası.
Bu amaçla bazı içeceklerde buz kullanırız, fakat bu buzun erimeye başlamasıyla içtiğimiz içeceğin tadı değişir, seyreltilmiş bir içecek halini alır. Bazılarında ise buzu hiç kullanamayız. ( Bira, şarap gibi )
Bu noktadan hareketle içeceklerin içine konulan bu buzları ince bir plastik kapsulun içine hapsetmek nasıl olur diye düşündüm. Bu kapsul, içindeki buzun soğukluğunu içeceğe yaymakla birlikte buzun eridiğinde içeceğe karışmasını engelleyecektir. Bu şekilde bira ve şaraba da bu kapsullu buzlardan atma imkanımız olabilir.
Bir problemi yakalamış ve çözümünü de düşünmüş. Bu e-postayı aldıktan sonra, plastik bir poşete, biraz su doldurup denedim ve güzel bir sonuca ulaştım.
Tabi, buz küpünü kullanacak olan yerler benim gibi poşet kullanmayacaklar. Bunun için yapılmış olan buz küplerini alacaklar ve tekrar tekrar dondurup kullanacaklar. Azami kullanım sayısına/süresine ulaşınca da atacaklar.
Plastik deyince kafalar biraz karışabilir, ama plastik bir şart değil. Başka bir maddeden de yapılabilir. Fakat yine de, özellikle üretim maliyetleri düşünülünce, plastik daha fazla tercih edilecek bir madde olacaktır, ki çoğu otellerde verilen bardaklar da plastik. Yine de daha sağlıklı bir madde tercih edilmesini çok daha güzel olur.
Ayrıca su yerine, aynı amaca daha iyi hizmet edecek başka kimyasallar da kullanılabilir. Mesela incinmeler için eczanelerde satılan jeller var, Cold Pack olarak kullanılıyorlar. Bir alternatif olarak düşünülebilirler.
Sonuç olarak hem içeceğimizden daha fazla keyif almamızı, hem de sudan tasarruf yapmamızı sağlayacak bir araç oldu diye düşünüyorum. Murat Albayrak arkadaşımıza, paylaştığı bu fikri için çok teşekkür ederim.
Siz de düşüncelerinizi FikirBulutu ile paylaşmak isterseniz Fikrini Paylaş sayfasını kullanabilirsiniz.
Etiketler:
Düşüncelerin Sonsuzluğu
Meli Tila'nın paralel evrenlerden bahsettiği şu yazısını okudum geçen gün. Doğrusu çok ilgimi çekti. Düşüncelerimizi, bir paralel evrene açılan kapı olarak düşünmemiştim daha önce. Böyle düşünmek hoşuma gitti. Mesela hemen şimdi bir kapı açayım:
Öyle bir evren var ki sen bu yazıyı okumuyorsun. Mağara duvarına fikirbulutu diye bağırıyorsun ve ben duvarda belirip anlatmaya anlatmaya başlıyorum. Her şeyin kaba ama günümüzden çok daha zarif olduğu bir evren. Her şeyin karanlıkta olduğu, Einstein'ın bile ışığı hiç görmediği bir evren.
Bunun gibi bir kaç kapı açmakla uğraştım bir süre. Önce fantastik-kurgu gibi düşünerek başladım. Sonra bilim-kurguya döndü. En sonunda da maddesiz bir evrene dönüştü.
O maddesiz evrenin kapısını burada aralamaya çalışayım: Bu yazıyı okuyorsun ama karşında bilgisayarın yok. Hatta bu yazıyı yazan da yok. Televizyon izleyeceksin oturuyorsun; televizyon yok, koltuk da yok. Ama sen oturuyorsun ve o televizyonu izliyorsun. Üstelik sen bile yoksun. Düşünüyorsun ama beynin yok. Çorba içiyorsun, ama çorba yok, kaşık tutan elin yok, vücudun bile yok. Ama tadı alıyorsun. Yani tek var olan şey düşüncelerin.
İstiyorsun önünden bir dinozor geçiyor, istiyorsun ben mağara duvarında sana sunum yapıyorum. Gözünü kapatıp açtığında Dünya'nın merkezine uzanan bir volkanik tünelde düşmeye başlıyorsun. Sonra bir anda; yeşil, cüce gibi bir yaratık "Güç seninle olsun" diyor.
Yani bu evren öyle bir evren ki, diğer bütün evrenlerde olan şeyleri istediğin zaman, istediğin anda yaşayabiliyorsun. Tüm evrenleri bileşkesi gibi. Hiç bir evrene paralel olmayan ve eğer istersen her bir evrenle kesişebilecek bir evren. Eğer istersen, bütün düşünülmemişlerin içinde olduğu bir evren. Üstelik düşüncelerden başka hiç birşeyi barındırmayan.
Sonra şunu farkettim, bu evren zaten var, kafatasımın içinde. Fazladan bir sonsuz evrenler dizisine gerek yok. En azından benim için.
Paralel evrenler gerçekten var mı? Gerçekten paraleller mi? Hiç bir fikrim yok. Olabilir veya olmayabilir. Benim için fazla birşey farketmez.
Başka bir evrende, uçabilen bir Furkan Turan olduğunu bilmem, benim gerçekten hiç bir işime yaramaz. Çünkü ben o Furkan Turan'la kesişmeyeceğim ve hiç bir zaman uçmayacağım. Sonuç olarak o kişi ben miyim? Hayır.
Peki, başka bir evrende uçabilen bir Furkan Turan olduğunu düşünmek ister miyim. Evet. Çünkü o evrenleri kesiştirebilecek tek şey benim kafatasımın içindeki evren, düşüncelerim.
Bence önemli olan başka bir evrende ne olduğunu bilmek değil, başka evrenlerde ne olduğunu düşünmek. Ve onları buraya olduğumuz evrene, dünyamıza getirmek.
Paralel evrenlerin sonsuzluğunu, düşüncelerimizin sonsuzluğuna dönüştürmek. Sonra da; daha bulunacak çok fikir var deyip düşünmeye devam etmek.
Meli Tila da o yazı da: Bir şeyleri uydurduğumu değil, var olan keşfedilmemişliği su yüzüne çıkardığımı düşünmek (bilmek) bana ilham veriyor diyordu. Bu yazı da, o yazının bana verdiği ilhamın başlangıcı oldu.







