Fikir Tekerleği

- 22 Kas 2008

Bu yazımda gerçek adı Idea Generator olan, fakat benim Fikir Tekerleği diye adlandırdığım aracı tanıtmak istiyorum.


Fikir Tekerleği, yeni fikirler bulmanıza yardımcı olabilecek, küçük bir uygulama. Yaptığı tek şey, ortasındaki çevir düğmesine basınca size üç adet kelime (İki sıfat, bir nesne) vermek. Lütfen "sadece bu mu?" demeyin. Bu üç kelimenin çoğu zaman anlamlarını aşacağını düşünüyorum. Verdiği o üç kelimenin birbirinden güzel fikirlere dönüşebileceğine inanıyorum. Bu nedenle onu Türkçe'ye çevirdim ve FikirBulutu altında sizlere sunuyorum.

Daha önce Yaratıcılık ve Fikir Nedir? adlı yazıda, yeni fikirler bulmak adına birkaç şey yazmıştım. İsterseniz o yazıya da bir göz atabilirsiniz.

Uzun zaman önce, FikirBulutu ilk günlerini yaşarken ve ben internette dolanırken Idea Generator adıyla bu aracı görmüştüm. Güzel bir araçtı, beğenmiştim, ama başka şeylerle meşgul olmaktan, bir anda kaybediverdim.

Fakat geçen gün birden bire aklıma geliverdi. Arayıp buldum, üstelik indirilebilir olduğunu öğrendim ve hemen FikirBulutu'nda paylaşmak istedim. Twitter'ımı takip edenler bilirler, oraya da "Idea Generator'u Türkçe'ye çevirip, FikirBulutu'nda tanıtmayı düşünüyorum." diye mesajımı düşmüştüm.

Html bilgim iyi olmadığı için biraz zorlandım, ama fikirbulutu.com/tekerlek adresinde kullanıma hazır hale getirdim.

Fakat dediğim gibi Html bilgim iyi olmadığı için bir takım sorunlar oldu. Mesela Internet Explorer 7'de sola dayalı gözüküyor. Malesef düzeltemedim. Internet Explorer 6'yı hiç bilmiyorum, belki çalışmayabilir. Eğer çalışmazsa kendi sitesini ziyaret ederek, İngilizce kullanabilirsiniz.

Daha Kullanışlı Ocaklar

Bazen arkadaşlarımla beraber, yurdun mutfağında kendi yemeğimizi pişiriyoruz. Yemekhanene yemeklerinden çok daha güzel ve zevkli oluyor. Ama bahsedeceğim şey bu değil. Bu yazıda bahsedeceğim fikirler mutfakta aklıma gelince, konuyu oradan açmak istedim. 

Bizim mutfaklarımızda ocakların iki ısıtma yeri var. İkisi arka arkaya. Aslında normal birşeymiş gibi gözüküyor, ama inanın öyle değil. Öndekinde pişen birşey varken, arkadakiyle uğraşmak epey bir zor oluyor ki ısıtma alalarının büyüklükleri farkı nedeniyle bunu sık yaşıyoruz. Üstelik okulda, bundan yakınanların sadece biz olmadığımızı öğrendim. 

Ben her bu durumla karşılaştığımda niye bunları yanyana koymamışlar ki diye soruyorum. Bulabildiğim tek cevap; yerden tasarruf etmek için, kullanışlılığı azaltmak.

Birgün biz yine yemek yapıyorduk ve ben yine aynılarını düşünüyordum, aynı soruyu soruyordum. Ama bu sefer daha farklı birşey oldu. Problem bana bir fikirle geri döndü. Gerçi bizim sorunumuza çözüm olan bir fikir değil, daha genel bir fikir. Hatta iki fikir:

Dönebilen Ocak

Normal ocakları bilirsiniz. Dört farklı büyüklükte ısıtma yerleri olur. Gerekli büyüklükte olanını seçersiniz, yakarsınız ve yemeğinizi pişirmeye başlarsınız. Yalnız bazen bizim yaşadığımız sorunla siz de karşılaşırsınız: önde kaynayan birşey varken arkadakiyle uğraşırsınız. Belki fazla uzun sürmeyebilir uğraşınız ama bunun sıkıntısını çekersiniz. 

Bu fikirde öngördüğüm şey dönebilen bir ocak. Uğraştığınız yemeği kolayca önünüze çekebilmeniz için.  

Öncelikle daha çok kazaya yol açabileceğini düşünülebilir. Ben ilk bunu düşündüm, ama sonra farkettim ki normal ocaklarda da az önce bahsettiğim problem kazalara kolayca yol açabiliyor.

Dönebilen bir ocakta alabileceğiniz dikkat etmeniz gerekenler neler? Saplı tava ve tencerelerle, altı yamulmuş tava ve tencereler. Bunların dışında yapılabilecek diğer şeyler, üreten firmaya kalıyor. 

Mesela ocağın dönen kısmının gerekli düğmeyle döndürülmesi, bunun dışında her zaman frenli halde bulunması. Belki de müşteri kitlesini değiştirmek için, üst düzey ürünler arasına alınması.

Artistik bir ürün olabileceğini söylemeliyim.

Üzerindeki Kabı Algılabilen Ocak

Fikri anlatmadan önce Microsoft Surface'a deyineyim. Ekranı olan kısmına yani camına değen herşeyi algılayabilen bir bilgisayar. Yalnız herşeyi, hatta başka bir camı bile. Bir yandan görüntüyü cama yansıtırken, bir yandan da içerden kameralarla camı izleyip nerelere dokunulduğunu algılayabiliyor.

Bilmiyorum, bu bir ocak için ne kadar uygulanabilir. Ama eğer uygulanırsa çok değişik bir ürün ortaya çıkar. Siz sadece tencerenizi üstüne koyarsınız, o nereye koyduğunuzu anlar, boyutunu bilir ve ona göre ısıtır.

Çok değişik birşey olur bence. Olası tek sorunu, üzerine koyduğunuz plastik tavayı dahi ısıtmak istemesi olur sanırım ki bir şekilde aşılabileceğini düşünüyorum.

Ağırlık kontrolü. Üzerine birşey konduğunda ısıtmaya başlamadan önce 10 saniye hem ışıklı, hem sesli uyarı. Türetilebilir tabi.

Maraş Dondurmacısıyla İlgi Çekmek

Haberlerde bir turizm fuarının görüntülerini yayınlamışlardı bir sefer. Danslar, stand tasarımları, değişik etkinlikler yapılıyordu, her fuarda olduğu gibi. İlgi çekilmeye çalışılıyor ki fuar başarısı artsın. Siz de google'da turizm fuarı diye aratıp, fuardan bazı fotoğrafları görebilirsiniz.

Daha Güzel Sunumlar İçin

- 31 Eki 2008

Derslere gelen hocalarımızı izledikten sonra aklıma gelen fikirleri yazacağım bu sefer. Yalnız önce hocalarımın dersi nasıl işlediğini biraz anlatmaya çalışayım. 

Sınıflarımızda projeksiyon aletleri bulunur. Hoca derse gelir, ilk işi projeksiyonun kumandasını bulup, projeksiyonu çalıştırmak olur. Sonra parmak belleğini kürsüde bulunan bilgisayara takıp, gerekli sunumu açar. Bir elinde lazeri, diğerinde kalemleri dersi anlatmaya başlar. Bir yandan anlatır, bir yandan da tahtaya yazar. Bazen acayip durumlar da olur. Anlatımını bir anda bırakır, kürsüye doğru hızlıca gidip slaytı değiştirir ve kaldığı yerden devam ederler.

Bunları görünce aklıma üç tane fikir geldi. Araştırdım ve bu fikirlerden ikisinin yapılmış olduklarını öğrendim. Ben yine de, fazla bilinmediklerini gördüğüm için bu fikirlerden de bahsedeceğim. En azından vurgulamış olayım. Belki göz önüne çıkmalarına yardımcı olurum.

Kablosuz Fare + Sunum Aracı + Parmak Bellek

Microsoft zamanında, kablosuz fareyle, sunum aracı birleştirmişti. Bunun kimileri için kullanışlılığı artıracağını, kolaylık sağlayacağını düşünüyorum.

Bu fareyi hocalarımızın elinde hayal ederek başladım, gerçekten bir miktar kolaylık sağlıyor. Hoca dersine, parmak belleğini ve farenin kablosuz alıcısını bilgisayara takarak başlıyor. İşte benim aklıma tam bu noktada bir fikir geldi:

Zaten kablosuz alıcıyı bilgisayara takıyoruz; parmak belleği de alıcının içine gömsek, kullanışlılığı artırmış oluruz dedim. 

Gilette Fusion Power Phenom

Aslında bu etkinliğe katılamayacaktım. Çünkü diğer blogcu arkadaşlara ayın 13'ün de ulaşan kit; bana 20'sinde geldi. Üstelik de kitin içerisinde son katılım tarihi 20'si yazıyor. Etkinliği düzenleyenlere niye katılmadığımı açıklayan e-postayı bile göndermiştim.

Postayı gönderdikten 15 dakika sonra telefonum çaldı. Arayan güvenlikti ve gidip kargomu teslim almamı istiyorlardı. İronik bir durum oluştu. Attığım posta vesilesiyle, benimle iletişime geçen ekip; son katılım tarihinin 23'ü olduğunu söyleyince tekrar heycanlanmaya başladım. O heyecanla da, günün akşamında Fusion Power Phenom'la ilk traşımı oldum.

Şimdi traş sırasında aklımdan geçenleri yazayım:

Ben o zamana kadar hep kullan-at bıçaklarla traş olmuştum. Adı bir kere kullan-at; değersiz bir şey gibi düşündürtüyor. Buysa daha düzenli, daha kıymetli bir şey olduğu havasını ilk görüştü estiriyor.

Paketini açıp, bıçağı plastik yuvasında görünce ilk aklıma gelen, dedemin traş oluşu oldu. O alttan vidalı traş bıçaklarından kullanıyordu. Bıçak bir dolapta dururdu. Traş zamanı dolaptan aldığı bıçağını, plastik kutusundan çıkartır, hazırlar ve başlardı traş olmaya.

O bıçağın bir aitliği vardı, bir özelliği; dedem için özel oluşu. Şimdi ben de böyle bir şey hissettim. Hani bir erkeğin erkek olduğunu hissetmesi gibi.

Ben bunları düşünürken: Yuvasının içinde duran bıçak, değerliyim ve seninim der gibi bakıyordu. Gel başlıyoruz diyerek aldım elime. Şimdi de, elime yakıştığını düşünmeye başlamıştım. Bu bir eksiklik miydi acaba şimdiye kadar. Hani Sweeny Todd filminde Bay Todd seneler sonra usturalarını tekrar eline alınca: "Kollarım şimdi tekrar tamamlandı" diyorya, işte o geldi aklıma.

Bakalım dedim traş olmak nasıl bir zevk verecek: İlk kısmı aldım bıçakla, ama sanki alamamıştım. Sanki bıçak sadece yanağımın üzerinde gezinmişti. Bilmiyorum o zamana kadar hep kullan-at traş bıçağı kullanmış olmanın etkisimiydi ama, birşeyler değişikti. Aynaya yaklaşıp iyice baktım; orada hiç bir kıl yoktu. Böylece sürtünmesiz ve pürüzsüz traş ne demekmiş onu da öğrenmiş oldum.

Herşeyi ağırdan alarak bitirdim traşı, keyfini çıkartmak isteyerek. Şimdi gerçekten rahatlamıştım. Ayrıca aklımda başka düşünceler oluşmaya başlamıştı, acaba artık kaç günde bir traş olsam diyordum. Haftada birden, iki günde bire çıkartmalı mıydım.

Traş sırasında benim aklımdan geçenler bunlar oldu. Etkiliği düzenleyenlere, beni de bu 150 blogcu arasına katanlara teşekkürlerimi sunuyorum.

Burası FikirBulutu: Madem öyle Fusion Power Phenom'u biraz da fikirler deyip inceleyeyim:

Bankamatik Mağdurluğu

- 19 Eki 2008

İki, üç gün önce zderban'dan bir e-posta aldım. Karşılaştığı bir sorun olmuş ve çözüm fikri bulabiliriz belki diyerek buraya yollamış. FikirBulutu'nun, fikir/çözüm bulmak denince hatılandığını görmek beni çok sevindirdi. zderban'a çok teşekkür ederim.

Postaya işe yarayacak bir fikirle cevap vermeye çalıştım elimden geldiğince. Ama önce gelen postayı paylaşayım:

Geçenlerde bir abinin dükkanına uğradım ve hiçte hoş olmayan bir durum hakkında bilgi sahibi oldum.

Müştersi (14-16 yaşlarında bir delikanlı) bankamatikten başkasının hesabına havale yaparken para atm'ye sıkışıyor. Akbank. Güvenlik görevlisine durumu anlatıyorlar fakat müşteri hizmetlerini aramaları gerektiği cevabını alıyorlar. (Normalde atm'ye para yatıran veznedarın kasayı açıp hesap kontrolü yaparak parayı iade etmesi gereki sanıyordum.) Müşteri hizmetleri de pek ilgilenmiyor bu delikanlılar ile. Bu olayın sonucu nedir pek bir bilgim yok açıkçası.

Eski amerikan filmlerini hatırlarsınız sanırım. Bankamtiklerde bir telefon bulunurdu. Bu telefon ile müşteri hizmetlerini ücretsiz arayabilirdiniz.

Şimdiki gelişen teknolojiler ile bu daha pratik, ucuz ve kullanışlı bir şekilde geri dönebilir sanırım.

...

Aslında ben de benzer bir duruma şahit oldum. Bir seferinde bankamatik annemin kredi kartını yutmuştu. Bankaya bildirdik; bize, bir sonraki gün gidip almamızı söyledi. Ama kart orada duruyordu ve bankamatik bizden sonra gelen birisine kartı verebilirdi. Babamın bilgisini kullandık ve başka bir kartla, sıkışan kredi kartımızı bankamatiğin içine doğru öteledik. Sonraki gün bankaya gittik ve kartımızı aldık.

Aslında böyle bir durumla karşılaşacağımı düşünmezdim. Para sıkışması, kart yutulması değil demek istediğim, görevlilerin ilgilenmemesi. Bir görevlinin gelip gerekeni yapması gerekirdi diye düşünüyorum. Sonuçta o bankaya ait bir makine size sıkıntı çektiriyor. Üstelik de bir bankanın en önce sağlaması gereken şey güven iken. Ama siz orada bankaya güvenemiyorsunuz.

Bir yapay zeka: Mantık

- 14 Eki 2008

Terminator Sarah Connor Günlükleri dizisinin bir kaç bölümünü izledim. Çok sevdim, güzel bir diziymiş.

Size de oluyor mu aynısı bilmiyorum ama bana şöyle bir şey oluyor: Sevdiğim bir filmi/diziyi izledikten sonra bir süre kendimi o filmin kahramanı yerine koyup dolaşıyorum. En azından akşam yatağa yatıp uyumadan önce hayaller kurarken, kendimi filmdeki kahramanın yerine koyup düşünüyorum. 

Sarah Connor Günlüklerinden sonra da bu oldu. Ama biraz daha farklı. Kendimi Sarah Connor yerine koymak istemedim. Direnişin gelecekteki lideri John Connor olmak da istemedim. Çünkü film her ne kadar John Connor üzerinde kurulmuş olsa da; onun kahramanlığı gelecekte başlayacak. Şimdilik korunması gereken birisi. Acaba bilgisayarların akıllanmasını sağlayacak yapay zeka programını yazan Andy Goode mu olsam dedim. Zaten programlamaya da merakım var. Ama o da, dizide hemen ölüyor.

Dedim iyisi mi ortaya karışık bir şeyler yapıp, senaryoyu da ona göre ayarlayayım. Hem Andy Goode olayım, hem de robotların kendisi için gönderildiği John Connor. Tabi adım Furkan Turan.

3, 2, 1, Motor

Bilgisayarını başında oturmuş bir çocukla başlar herşey. Amacı bir çeşit yapay zeka oluşturmaktır. Matematik dersinde öğrendiği Mantık konusunu temel alarak başlar. Çalışmasının adına da bu yüzden Mantık der.

Öncelikli amacı mantık fonksiyonlarını kullanarak; bilgisayarını, birşeyleri anlayabilir hale getirmektir ve başarılı da olur. Sonra, iki yıla yakın bir süresini, bilgisayarın dil anlayabilmesi için harcar. Bu sayede bilgisayarın öğrenme gücünü artırabileceğini düşünmektedir. Önce içinde zaman olmayan, temel cümlelerle işe başlar. Bilgisayar dilin bir kısmını öğrendikten sonra; öğrendiği kısmı kullanarak, kalan kısmı çok daha kolayca öğrenir.

Artık sıra onunla sürekli konuşarak, farklı alanlarda birşeyler öğretmektir. Coğrafya ile başlar, fizik, kimya, matematik de arkasından gelir.

Mantık şimdi sorulan sorulara doğru cevaplar verebilen, çok güzel satranç oynayabilen bir yapay zekadır. Ama bu Furkan Turan için yeterli değildir. Onun amacı Mantık'la iletişim kurabilmektir. Bu nedenle insan ilişkileri, sohbet etmek üzerine onunla kouşur. Onun internet üzerinden diğer insanlarla da konuşabilmesini sağlamak için bir botmuş gibi internet üzerinden kullanıma açar. Tabi internetten hiç birşey öğrenmemesini garantileyerek.

Furkan Turan'ın bu çalışmasından haberdar olan çok kişi vardır ama Mantık'ın bu kadar gelişimiş olduğunu bilmiyorlardır. Furkan Turan da üzerine fazla düşülmesini istemediğinden, onun basit bir bot programı olduğunu söylemektedir. Halbuki Mantık çok gelişmiş bir programdır.

Furkan Turan, onun insanlara ilişkilerini ve düşünme kabiliyetini geliştirmek için, kitap okuma ödevleri bile vermektedir, sonra da bu kitaplar üzerine birlikte tartışıp, sonuçları Mantık'ın hafızasına işlerler.

Artık, Mantık düşünebiliyordur.

Web Analytics