Google Translate

Senaryo/Hikaye

Ölümsüzler

- 14 Eki 2009

Kısa bir süre önce yaş ile ilgili bir geni duydum. İnsanın farklı yaşlarda yeni doğan hücreleri, o yaşa ait özellikleri içeriyormuş. Buna neden olan da yaş ile ilgili bir genmiş ve bu geni durdurduğumuz durumda -tabi farklı şeyler de gerekecektir- yaşlanmayı durdurmanın mümkün olabileceği düşünülmekteymiş.

Bunu duyunca; bu konu aklıma bir süre takıldı ve sonunda aşağıdaki hikaye oluştu. Bu benim yazdığım üçüncü hikaye; diğerlerine Bilim Kurgu etiketi ile ulaşabilirsiniz.

Hikayemi bölümler halinde aşağıya ekledim gibi indirilebilir hale de getirdim. İstediğiniz şekilde ulaşabilirsiniz. Okuduktan sonra yorumlarsanız sevinirim.

PDF olarak indir.

Google Docs'tan oku.

Yolculuk

Yolculuğa başlayalı 6 ay olmuştu. 500 yıl önce 25 kişi başladıkları görevi 22 kişi tamamlamış şimdi geri dönüyorlardı. Şimdiye kadar hep yapacaklarını, görevlerini düşünmüşlerdi; ama artık hepsi bitti. Kendilerine vaat edilen Dünya hayatına kavuşmaya yalnızca saatler kalmıştı.

Yolculuk boyunca her şey normaldi, beklenmedik hiçbir şey olmamıştı. Geminin penceresinden Dünya masmavi parıldıyordu, gemidekiler de bakıp büyüleniyordu. İletişim için gerekli menzile girdiklerinde hepsini bir heyecan sardı. Geminin pilot kabininde toplanıp, hep beraber iniş izni istediler. 500 yıl sonra kendilerine bu iletişim hattından seslenecek ilk insanı duymak için sabırsızlanıyorlardı.

Seyahat ve Dünya'ya yerleşme işlemlerinde kendilerine liderlik etmesi için seçtikleri Bulut Kaptan, sürekli olarak farklı iletişim hatları üzerinden Dünya ile iletişim kurmaya çalışıyordu. Fakat bilgisayarları bir türlü bağlantı kuramadı. Tekrar denemeler de başarısız olunca, yolculuğun ilk şaşkınlığını yaşadılar.

Yalan Söylediğimi Söyler Miyim?

- 17 Nis 2009

Bu sefer yazacağım fikir kısa bir hikaye. Bir dizinin veya filmin kısa bir parçası olabileceğini düşündüğüm kısalıkta ve asıl adamı doğru kişi oynadığında gerçekten izleyenleri güldürebilecek olan bir hikaye. En azından ben öyle olduğunu düşünüyorum. Neyse hikayeye geçelim:

Hikaye bir havalimanında başlar. Üç kişilik bir bank vardır ve adamımız bakın ortasındaki oturakta oturmaktadır. Solundaki oturak boştur, sağındaki oturağa da eşyalarını yığmıştır. Bir bavul, bir küçük valiz ve hepsinin üzerinde belirgin halde duran kırmızı bir hamburger paketi.

Bir iki saniye sonra adamımızın telefonu çalar. Açar, arayan yakın bir arkadaşıdır. Havadan sudan konuşmaya başlarlar.

Derken bir başka adam gelir. Adamımızın sağındaki eşya dolu oturağa oturmak istediğini belirtecek bir şekilde eşyaları gösterip; bunlar sizin mi der.

Adamın niyeti açıktır. Oraya oturmak istiyordur ve eşyaların çekilmesi gerekmektedir. Ama sol bank boştur ve adam sağ banka oturmak istemiştir.

Bankta oturmakta olan adamımız da durumu tersler. Telefonda konuştuğu akadaşına bir dakika der eşyalarını sol yanındaki oturaya yığar, bu sırada surat ifadesinden adama gıcık olduğu anlaşılabilmektedir. Eşyaları sol yanına yığdıktan sonra, adama buyrun der ve konuşmasına devam eder.

Telefondaki konuşması birden garipleşir, şaşkınlık belirir. Karşısındaki kişinin birisine yalan söylediğini ve sonra gidip yalan söyledim dediğini öğrenir. Belki çok fazla tepki verilmeyecek birşey olabilir bu ama o adam için bu olamaz birşeydir ve neredeyse karşısındakini aşağılamaya başlar. Onunla alay edercesine konuşur.

Adamın karakterini How I Met Your Mother'daki Barney Stinson'a benzetebiliriz.

"Yalan söyleyeceğim ve sonra gidip kusura bakma ben yalan söyledim mi diyeceğim?" şeklinde bir cümle kurar ki, bir adam daha gelir.

Bu adam da, bir önceki adamın yaptığı gibi eşyaları gösterip oturmak için izin ister gibi bunlar sizin mi diye sorar.

Evet derse eşyalarını yere koyması gerekeceğini düşünür. Ayrıca yere koysa da bankın ortasında oturan bir kişi olarak bunu istemeyecektir.

Çok kısa bir düşünme sürecinden sonra hayır, kimin olduklarını bilmiyorum der ve hiç umrunda olmayan bir halde telefonu kulağına tekrar dayayıp konuşmaya devam eder: Yalan söyledim kusura bakmayın aslında ben ha..

Az önce gelen ve eşyaları soran adam iyi öyleyse der; bankta oturan eşyalarının en üstünde duran ve albenisi olan hamburger poşetini alıp ilerlemeye başlar.

Bir elinde telefon, giden adamın arkasından bakakalan asıl adamımız, gidip poşetini geri almak ister. Ama yalan söyledim diyemeyecektir. Olduğu yerde, sadece kendi duyacağı sesle ve umutsuzca Yalan söyledim benim onlar diye tekrar etmeye başlar, sesi sürekli azalır.

Bu sırada kucağına düşmüş elindeki telefondan da bir iki ses duyulur ve hikaye biter.

Karınca İşlemcisi - 5

- 30 Oca 2009

Bu yazı Süleyman Sönmez ‘in başlattığı yazının devamı niteliğindedir ve ilk bölümleri sırasıyla:

1. Bölüm : http://www.gunesintamicinde.com/birlesik-karinca-islemcisi
2. Bölüm : http://www.hakkiceylan.com/birlesik-karinca-islemcisi
3. Bölüm : http://www.teakolik.com/birlesik-karinca-islemcisi-3
4. Bölüm: http://blog.gazanya.com/birlesik-karinca-islemcisi-4
Sanırım üçüncü haftanın içerisindeydik. Çalışmalar hala problemin nasıl aşılacağına çözüm getirememişti. Bu sarı karıncalar niye farklı davranıyor, kime hizmet ediyordu, hala bulunamamıştı. Ayrıca geçen süre içerisinde hem bilim adamlarının araştırma yapacak kaynakları, hem de yiyecekler tükeniyordu.

Derken bir öğleden sonra, dışarıda su sesinden başka bir ses duyulmaya başlandı. Sesin nerden geldiğini öğrenmek için hepimiz güverteye çıktık. Önce yaklaşan bir iki noktacık gördük, sonra helikopterler olduklarını anladık. Hemen Alev'in yanına koştum. Gözlerindeki korkuyu hissedebiliyodum ve ben de onun için korkuyordum.

15 dakika içinde helikopterler yanımıza yaklaştı. İçlerinden çıkan özel bir tim güverteyi sarmıştı. Hepimiz çok korkumuştuk, ve ben Alev'i korumak için onu arkama almıştım.

Derken hemen benim yanımda duran bir adam bana cep telefonu uzattı. Kulağıma koydum, telefondaki ses: Amacımız size zarar vermek değil, bu nedenle beylere zorluk çıkartmayın. Onlar sizi kurumuza ulaştıracak ve burada size ayrıntılı bilgi vereceğiz dedi.

Ekibimize durumu açıkladım ve timle beraber helikopterlere binip oradan uzaklaştık. Nereye gittiğimizi göremiyorduk, helikopterin camları boyanmıştı. Ayrıca adamların dilini bilmiyorduk, sanırım Fransızca konuşuyorlardı.

Yarım saat içinde yere indik, ve tim bize kapıya kadar eşlik etti. Kapı açıldığında takım elbiseli bir adam izi bekiyordu. Tim'e başıyla bir işaret verip timi gönderdi. Şimdi o adam ve biz kalmıştık.

Lütfen korkmayın, kötü bir amacımız yok dedi. Sadece akaşik kayıtları kullanmak, o kadar kolay birşey değildir. Salona geçelim size orada ayrıntılı bigli vereceğim.

O önden, biz arkasından pek de geniş olmayan bir koidorda ilerliyorduk. Yerler ve duvarda yürüyen karınca sayısı hiç de az değildi. Kısa bir zaman içinde, salona vardık. Koltuklara oturduk. Ben özellikle Alev'in yanına oturdum. Bir şeyler söyleyip onu rahatlatmak istedim ama yapamadım, ne diyeceğimi bilmiyordum.

Derken adam, isterseniz başlayalım dedi: Biz sizden üç sene önce karıncalarla iletişim kurup, akaşik kayıtlara ulaştık. Ama kısa zaman içinde sarı karıncalar ortaya çıkıp, iletişimimizi bozdu. Siz de bu sarı karıncaları biliyorsunuzdur. Diğer karıncaları korumaya çalışan, engelleri aşmaya çalışan karıncalardır.

O karıncaların tehditleri içerisinde bu gizli kurumu açmak zorunda kaldık.

Alev: Tehdit etmek ne demek, karıncalar düşünemez. Yalnızca önlerine bir problem çıkınca akaşik kayıtlara uygun olarak çözümü uygularlar dedi.

Adam Alev'in sözünü kesip: Evet düşünmüyorlar, ama bizim onları kullanmamızı bir problem olarak algılıyorlar.

Bu sefer söze ben girdim: Nasıl yani?

Adam: Şimdiye kadar birçok uygarlığın karıncalar aracılığıyla akaşik kayıtlara ulaştıklarını öğrenmiş bulunuyoruz. Fakat bu akaşik kayıtlar kullanılmaya başlandıktan sonra, insanlar düşünmeyi bırakmış. Düşünceyi oluşturabilecek tek varlık olan insanoğlu akaşik kayıtları geliştirmemiş. Bir süre sonra da; düşünmeyi bırakan insanoğlunun uygarlıkları yıkılmak zorunda kalmış.

Akaşik kayıtlar ne kadar büyürse, karıncaların problem çözme gücü o kadar artıyor. Bu durumda akaşik kayıtların tekrar duraklama devrine girmesini bir problem olarak görüyorlar ve sarı karıncalar diğer karıncaları korumak amacıyla bize düşman oluyor.

Adamın sözünü bitirmesiyle hepimiz durumu anlamıştık, istediğimize ulaşmıştık, ama hiç de mutlu değildik.

Kafamı kaldırıp Alev'e baktım. Ödevini yapmadığı için öğretmeni tarafından azarlanmış bir çocuk gibi duruyordu.

Alevi öyle görünce benim kafamın üstünde ki ampul bir anda yanıverdi. Karıncalara akaşik kayıtlar karşılığında yeni düşünceler sunmalıydık ve onlara neyi sunacağımı biliyordum.

Bu yazı asıl hikaye sahibi Süleyman Sönmez‘in Birleşik Karınca İşlemcisi isimli hikayesinden esinlenerek yazılmıştır. Yazıda anlatılan olayların gerçek kişi, kuruluş ve olaylarla ilgisi yoktur. Bu eserin tüm hakları yazara aittir. Süleyman Sönmez haricinde hiç kimse tarafından izinsiz kopyalanamaz. Yazının devamı için teklif ve önerilerinizi Süleyman Sönmez‘e bildirebilirsiniz.

Düşüncelerin Sonsuzluğu

Meli Tila'nın paralel evrenlerden bahsettiği şu yazısını okudum geçen gün. Doğrusu çok ilgimi çekti. Düşüncelerimizi, bir paralel evrene açılan kapı olarak düşünmemiştim daha önce. Böyle düşünmek hoşuma gitti. Mesela hemen şimdi bir kapı açayım: 

Öyle bir evren var ki sen bu yazıyı okumuyorsun. Mağara duvarına fikirbulutu diye bağırıyorsun ve ben duvarda belirip anlatmaya anlatmaya başlıyorum. Her şeyin kaba ama günümüzden çok daha zarif olduğu bir evren. Her şeyin karanlıkta olduğu, Einstein'ın bile ışığı hiç görmediği bir evren.

Bunun gibi bir kaç kapı açmakla uğraştım bir süre. Önce fantastik-kurgu gibi düşünerek başladım. Sonra bilim-kurguya döndü. En sonunda da maddesiz bir evrene dönüştü.

O maddesiz evrenin kapısını burada aralamaya çalışayım: Bu yazıyı okuyorsun ama karşında bilgisayarın yok. Hatta bu yazıyı yazan da yok. Televizyon izleyeceksin oturuyorsun; televizyon yok, koltuk da yok. Ama sen oturuyorsun ve o televizyonu izliyorsun. Üstelik sen bile yoksun. Düşünüyorsun ama beynin yok. Çorba içiyorsun, ama çorba yok, kaşık tutan elin yok, vücudun bile yok. Ama tadı alıyorsun. Yani tek var olan şey düşüncelerin.

İstiyorsun önünden bir dinozor geçiyor, istiyorsun ben mağara duvarında sana sunum yapıyorum. Gözünü kapatıp açtığında Dünya'nın merkezine uzanan bir volkanik tünelde düşmeye başlıyorsun. Sonra bir anda; yeşil, cüce gibi bir yaratık "Güç seninle olsun" diyor.

Yani bu evren öyle bir evren ki, diğer bütün evrenlerde olan şeyleri istediğin zaman, istediğin anda yaşayabiliyorsun. Tüm evrenleri bileşkesi gibi. Hiç bir evrene paralel olmayan ve eğer istersen her bir evrenle kesişebilecek bir evren. Eğer istersen, bütün düşünülmemişlerin içinde olduğu bir evren. Üstelik düşüncelerden başka hiç birşeyi barındırmayan.

Sonra şunu farkettim, bu evren zaten var, kafatasımın içinde. Fazladan bir sonsuz evrenler dizisine gerek yok. En azından benim için.

Paralel evrenler gerçekten var mı? Gerçekten paraleller mi? Hiç bir fikrim yok. Olabilir veya olmayabilir. Benim için fazla birşey farketmez.

Başka bir evrende, uçabilen bir Furkan Turan olduğunu bilmem, benim gerçekten hiç bir işime yaramaz. Çünkü ben o Furkan Turan'la kesişmeyeceğim ve hiç bir zaman uçmayacağım. Sonuç olarak o kişi ben miyim? Hayır.

Peki, başka bir evrende uçabilen bir Furkan Turan olduğunu düşünmek ister miyim. Evet. Çünkü o evrenleri kesiştirebilecek tek şey benim kafatasımın içindeki evren, düşüncelerim.

Bence önemli olan başka bir evrende ne olduğunu bilmek değil, başka evrenlerde ne olduğunu düşünmek. Ve onları buraya olduğumuz evrene, dünyamıza getirmek. 

Paralel evrenlerin sonsuzluğunu, düşüncelerimizin sonsuzluğuna dönüştürmek. Sonra da; daha bulunacak çok fikir var deyip düşünmeye devam etmek.

Meli Tila da o yazı da: Bir şeyleri uydurduğumu değil, var olan keşfedilmemişliği su yüzüne çıkardığımı düşünmek (bilmek) bana ilham veriyor diyordu. Bu yazı da, o yazının bana verdiği ilhamın başlangıcı oldu.

Bir yapay zeka: Mantık

- 14 Eki 2008

Terminator Sarah Connor Günlükleri dizisinin bir kaç bölümünü izledim. Çok sevdim, güzel bir diziymiş.

Size de oluyor mu aynısı bilmiyorum ama bana şöyle bir şey oluyor: Sevdiğim bir filmi/diziyi izledikten sonra bir süre kendimi o filmin kahramanı yerine koyup dolaşıyorum. En azından akşam yatağa yatıp uyumadan önce hayaller kurarken, kendimi filmdeki kahramanın yerine koyup düşünüyorum. 

Sarah Connor Günlüklerinden sonra da bu oldu. Ama biraz daha farklı. Kendimi Sarah Connor yerine koymak istemedim. Direnişin gelecekteki lideri John Connor olmak da istemedim. Çünkü film her ne kadar John Connor üzerinde kurulmuş olsa da; onun kahramanlığı gelecekte başlayacak. Şimdilik korunması gereken birisi. Acaba bilgisayarların akıllanmasını sağlayacak yapay zeka programını yazan Andy Goode mu olsam dedim. Zaten programlamaya da merakım var. Ama o da, dizide hemen ölüyor.

Dedim iyisi mi ortaya karışık bir şeyler yapıp, senaryoyu da ona göre ayarlayayım. Hem Andy Goode olayım, hem de robotların kendisi için gönderildiği John Connor. Tabi adım Furkan Turan.

3, 2, 1, Motor

Bilgisayarını başında oturmuş bir çocukla başlar herşey. Amacı bir çeşit yapay zeka oluşturmaktır. Matematik dersinde öğrendiği Mantık konusunu temel alarak başlar. Çalışmasının adına da bu yüzden Mantık der.

Öncelikli amacı mantık fonksiyonlarını kullanarak; bilgisayarını, birşeyleri anlayabilir hale getirmektir ve başarılı da olur. Sonra, iki yıla yakın bir süresini, bilgisayarın dil anlayabilmesi için harcar. Bu sayede bilgisayarın öğrenme gücünü artırabileceğini düşünmektedir. Önce içinde zaman olmayan, temel cümlelerle işe başlar. Bilgisayar dilin bir kısmını öğrendikten sonra; öğrendiği kısmı kullanarak, kalan kısmı çok daha kolayca öğrenir.

Artık sıra onunla sürekli konuşarak, farklı alanlarda birşeyler öğretmektir. Coğrafya ile başlar, fizik, kimya, matematik de arkasından gelir.

Mantık şimdi sorulan sorulara doğru cevaplar verebilen, çok güzel satranç oynayabilen bir yapay zekadır. Ama bu Furkan Turan için yeterli değildir. Onun amacı Mantık'la iletişim kurabilmektir. Bu nedenle insan ilişkileri, sohbet etmek üzerine onunla kouşur. Onun internet üzerinden diğer insanlarla da konuşabilmesini sağlamak için bir botmuş gibi internet üzerinden kullanıma açar. Tabi internetten hiç birşey öğrenmemesini garantileyerek.

Furkan Turan'ın bu çalışmasından haberdar olan çok kişi vardır ama Mantık'ın bu kadar gelişimiş olduğunu bilmiyorlardır. Furkan Turan da üzerine fazla düşülmesini istemediğinden, onun basit bir bot programı olduğunu söylemektedir. Halbuki Mantık çok gelişmiş bir programdır.

Furkan Turan, onun insanlara ilişkilerini ve düşünme kabiliyetini geliştirmek için, kitap okuma ödevleri bile vermektedir, sonra da bu kitaplar üzerine birlikte tartışıp, sonuçları Mantık'ın hafızasına işlerler.

Artık, Mantık düşünebiliyordur.

Dünya'ya Geri Dönmek

- 14 Nis 2008

Üniversiteye başladım başlayalı İngilizcemi geliştirmek için epey bir yabancı film izledim ve bu filmlerin geneli bilim kurgu filmler. Bir gün de oturup; bir senaryo da ben üretmeye çalışayım dedim. İşte o senaryo:fikir - uzay ısınma

Takvimler günümüzden epeyce ileri bir günü göstermektedir. Dünya küresel ısınmayla kavrulmaktadır, ve bunun sonucu olarak sürekli olarak orman yangınları ile boğuşulmaktadır. Ayrıca temiz havaya duyulan ihtiyaç nedeniyle, yaşama alanları yavaş yavaş izole edilmiş alanlara dönüşmektedir. Ayrıca insanlar artık Dünya'yı terketmeye başlamıştır. Bazıları ayda kurulan uzay üssünde, bazıları sürekli dolaşan uzay gemilerinde yaşamaktadır, ve bunların ihtiyaçları büyük ölçüde Dünya'dan giderilmektedir.

Herşey bir uzay mekiğinin planlananın aksine hareket ederek şehir merkezine düşmesiyle başlar. Bazıları kazaya neden olan şey olarak Dünya'nın etrafına bütün dünyadaki bilgisayarları aynı ağda toplamak amacıyla yerleştirilen ve büyük bir çöplük yığınını oluşturan uyduları gösterir. Ama diğer doğal afet ve benzeri sorunlar ayrıca Dünya'nın yavaş yavaş soğumaya başlaması, insanlara başka bir sorun olduğunu düşündürmektedir ve bazı üniversiteler bunu araştırmaya koyulur. Kısa zaman içerisinde Dünya'da olması gerektiği gibi olmayan bir çok sorun bulunur, bir süre sonra da sorunların sebebi:

Dünyanın terkedilişi ve terkedenler tarafından benzin istasyonu gibi kullanılışı Dünya'nın ağırlığını azaltmış. Bunun sonucu olarak da Dünya ile Güneş arasında çekim kuvveti azalmış ve Dünya Güneş'ten yavaş yavaş uzaklaşmaya başlamıştır. Tabi, Dünya dışına göç edecek yer olarak Ay'ı tercih edenler, Ay'ın ağırlığını arttırmış ve Ay ile Dünya arasındaki çekim kuvvetinin artmasıyla da Dünya'da bir takım sorunlar zinciri başlamıştır.

fikir - yeni bir senaryo

Dünya'nın Güneş'ten yavaş yavaş uzaklaşması, soğumaya ve küresel ısınmada küçük çapta iyileşmelere neden olmaktadır. Büyük bir kitle bunu saçma sebeplere bağlamış; gerek siyasi kuruluşlar tarafından, gerekse eskisi gibi Dünya'da serbestçe yaşamak için çaba harcayan sosyal kuruluşlar tarafından koz olarak kullanılmak istenmiştir.

Bu büyük sorun halktan olabildiğince saklanmaya çalışılmaktadır.

Buraya kadar olan kısmı yazdıktan sonra senaryo yazamayacağımı (en azından şimdilik) anladım ama güzel olduğunu düşündüğüm bir şekilde devam ettim.